Ana Sayfa    Hakkımızda    Bağış    Biliyormuydunuz   Galeri   Şiir   sayfa bilgi   İletişim 
DUYURULAR.

''TÜRKİYE CUMHURİYETİ İL İLE İLÇELERİNDE VE KÖYLERİNDE YAŞAYANLARIN 
13 / Ekim / 1923 ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU MÜNASEBETİYLE 
"TÜM TÜRKİYE CUMHURİYETİ İNSANLARINA KUTLU OLSUN"..''




İletişim Bilgileri
Şehit Adem Yavuz Sokak 15/18 Kızılay/Ankara
T : 0312 478 0707
Cep: 0534 677 7041
Mürsel Gökçen

YURTLARDAN KORUYUCU AİLEYE UZANAN ALİ VE SILA KARDEŞLERİMİZİN DRAMI.

ÇOCUKLARI AİLESİNDEN AYIRILMASINA MÜSAADE ETMEYİN.


Konya yetiştirme yurtlarından ayrılanlar derneği (KONYURTAYDER) olarak koruyucu aile sistemini sonuna kadar destekliyoruz ve önemsiyoruz.. Ama son balıkesirdeki özverili ve gönüllü olarak koruyucu aile olmuş demir ailesinin koruyucu aile olarak 6 yıldır bakmış oldukları ali ve sıla kardeşlerimize ve bu aileye yapılan haksız ve adaletsiz uygulamayı şiddetle kınıyoruz. Bu uygulama ne bu aileye yarar sağlamıştır nede bu ailenin baktığı ali ve sıla kardeşlerimize fayda sağlamıştır.. Temelde bireyin ve çocukların menfaatleri gözetilmesi gerekirken birkaç sosyal hizmet uzmanının 2 dudağı arasındaki komisyonlarca alınan kararla bu iki kardeşimiz demir ailesinden alınarak tekrar yurtlara geri gönderilmiş gönderildiği yetmiyormuş gibi birbirlerine alışmış bu iki kardeşi farklı il yurtlarına gönderilmiş ve görüşmeleri yasaklanmıştır..Dernek olarak BİMER aracılığı ile bilgi istememize rağmen şu ana kadar sadece evraklarımızın yerine ulaştığı ile ilgili bilgi verilmiş uygulamalar hakkında ve bu uygulamanın yasal dayanakları hakkında herhangi resmi bir bilgi verilmemiştir..Yurtlarda 22 yıl kalmış bir dernek başkanı olarak bir eşya gibi bir aileden alınıp diğer aileye veya başka bir yere gönderilmenin bizlerde bıraktığı izi sizlere anlatamam bu izler ömür boyu silinmiyor sonradanda bu yurtlarda yetişmiş kişilerin psikolojik problemlerinden bahsediyorlar Ne olursunuz kendinizi bizlerin yerine koyun bir eşyadan daha değersiz ,sürekli öteki biriymiş gibi bakılan, yurt hayatı boyunca öğretmenlerin baba çalışan bayanların anne olduğunu zanneden bizlerin orada çalışanlar kadar karakteri değişirken ve adeta kendimizle kendimiz uğraşırken öte yandan basındaki nefret söylemleri, yurtlara acıyarak gelen ziyaretciler daha sonrasında 18 yaşında kapının önüne konan ve toplum tarafından dışlanan ve horlanan kişiler olarak yurt hayatından bir nebze kopmak için koruyucu ailelere sığınan ve sevgiyi orada bulan kardeşlerimize sahip çıkalım.
Koruyucu aileden alınaçaksa veya verileceksede bir kural dahilinde olmalı bağımsız bir ekip kurulmalı bu işin vebalini sadece aile ve sosyal politikalar bakanlığında çalışan sosyal hizmet uzmanlarına bırakılmamalı… hatta bu kurulun içerisinde yurtlarda yetişmiş üniversite mezunu kendini iyi yetiştirmiş kişilerede yer verilmelidir.. şu anda gönül elçileri diyerek reklam yapılan ekiplerin içerisindeki koruyucu aile sistemi DEMİR AİLESİNE yapılanlarla sekteye uğramasın tekrar ediyorum biz konyadaki yetiştirme yurtlarından ayrılanlar derneği olarak koruyucu aile sistemine karşı değiliz ve destekliyoruz.
Ama bir eşya gibi görülmemize karşıyız saygılarımla.
  Konyurtayder(Konya yetiştirme yurtlarından ayrılanlar derneği ) başkanı Mursel Gokcen
   
 
SAYIN KONYURTAYDER BAŞKANI MÜRSEL GÖKÇEN BEYİN HAYATI

Kaç yaşında devlet koruması altına alındınız? Hayatınızı değiştiren ve kişiliğinize yön veren bu süreci kısaca anlatabilir misiniz?
1964 yılının 4 Temmuz  günü Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesindeki Gökçeyaka Köyü’nde doğmuşum. 1966'nın Şubat ayında ticaret yapan babamın trafik kazasında vefat etmesinin ardından annemin üç çocuğuyla birlikte bakıma muhtaç hale gelmesi üzerine, köy muhtarının yönlendirmesi sonucunda dedem bizleri Çocuk Esirgeme Kurumu’nun çocuk yuvasına vermiş, devlet koruması altına aldırmış.
O zaman iki buçuk yaşında olduğum için tüm ayrıntıları hatırlayamıyorum ama o günden aklımda kalan tek şey, köyümüzün yaylasından çocuk yuvasına götürülürken heybenin bir gözüne taş koymaları, bir gözüne de beni oturtmaları.

İlk günlerinizin ve çocukluk/ergenlik yıllarınızın devlet koruması altında nasıl geçtiğini anlatabilir misiniz? Aklınızda kalan en belirgin anları bize de aktarabilir misiniz?
Devlet koruması altına girdiğimde iki buçuk yaşında olduğum için ilk günlerimizi hatırlamıyorum. Sonrasında hatırladığım her olay ise hafızama adeta kazılarak yazıldığı için unutmam mümkün değil. Öncelikle çocuksunuz.
Mesela banyoları hiç unutmadım. Önce topluca üzerimizi soyarlardı; sıraya geçerdik ve anneler bizi yıkardı. Sabundan gözlerimiz yandığı için gözlerimizi açamazdık. Yıkandığımız suyun sıcaklığından canımızın yandığını bile söylemeye korkardık.
Gece yatma zamanı gelince birbirimizi teselli ederdik. Anlamını veremediğimiz dualar okurduk. Topluca yatırılırdık ve uyuyabilmek için bütün çocuklar yorganı başlarının üstüne çekmeleri gerekiyordu. Çoğumuz karanlıktan korkardık çünkü ışıklar açılmazdı.
Bir gün başparmağımın yaylı bir kapı olan bahçe kapısına sıkıştığını hatırlıyorum ama ne kadar ağladığımı veya parmağımın ne kadar süre içinde iyileştiğini hatırlamıyorum. Fakat şunu iyi biliyorum ki başparmağımın şekli değişecek kadar yaralanmıştı.
Bahçede çok oynadığımızdan mıdır nedir, ellerimiz hep çatlardı. Bunun için yemekhanenin önüne bir kova sıcak su koyarlar ve biz de ellerimizi onun içine sokardık. Sonra yemek yemeğe giderdik.
Oyun salonumuz vardı ama oyuncaklarımız yoktu. Oyuncak yerine tahtadan yapılma kare, üçgen, dikdörtgen ve benzeri ahşap parçalarla oynardık. En mutlu olduğumuz zamanlar bu anlardı. Neden derseniz, yerler halı kaplıydı ve yere oturarak oynardık. Anlayacağınız halı üzerine oturmayı çok özlerdik.
İki yaşından yedi yaşına kadar hatırladıklarım bunlar ama benim için hatırlamadıklarım da çok önemlidir:
Beş yıl kaldığım yuvada acaba kaç sefer ateşlendim.
Hasta oldum mu, olduysam kim bana baktı?
Yatağımı ıslattım mı, ıslattıysam bana nasıl davranıldı?
Sevgi nedir, şımarmak nedir? Bu süreçte isteklerim oldu mu, olduysa nasıl karşılandı?
Çocukluğumu hatırlamak istiyorum ama tamamen karanlık bir sayfa çıkıyor karşıma. Sizce ben çocukluğumu yaşadım mı? Artık ben bir babayım. Oğlumun ve kızımın bana davranışlarını ben kime yaptım… İşte hatırlayamadıklarım…
Yedi yaşına geldiğimde, çocuk yuvasından çıkarılıp büyük ağabeylerin kaldığı, 7-18 yaşındakilerin kaldığı merkez yetiştirme yurtlarına gönderildim.
Burası çok farklıydı. Yurda ilk geldiğinizde size bir sıra numarası veriyorlar. Benimki 583 Mürsel Gökçen’di. Daha sonra temiz iç çamaşırı, gömlek ve ayakkabı veriyorlar. Arkasından topluca banyo yapılıyor ama burada anneler yok. Artık büyüksünüz, kendiniz yıkanacaksınız. Yaşım yedi. Nasıl yapacaksam… Yurt kardeşlerimle yardımlaşarak bunun üstesinden geldim.
Yurtta mıntıka temizliği vardı. Yattığınız yatağı da çok güzel yapmalıydınız. Yoksa karşılığında ceza vardı. Yurtta farklı ağabeyler de vardı. Sizi koruyanlar olurdu. Yurtlar genelde şehir dışına yapılırdı. Onun için bakkal da yoktu ve bazı ağabeyler şehir merkezine gider, elma, portakal ve diğer meyvelerden alıp para karşılığı bize satarlardı.
Kocatepe İlkokulu’na yazılmıştık. Okula topluca, ikişerli sıra halinde giderdik. Nedense saç tıraşımız üç numara olduğundan “yurtlu çocuklar” olarak her yerde bilinirdik. Tabii yaramazlık da yapardık. Mesela ben çok yaramazdım. Neden böyleydim? Belki de şımarma ihtiyacı duyuyordum ama beni anlayan yoktu. Yurtlarda toplu ödül yoktu ama toplu ceza verilirdi. En sevmediğim noktalar ise, okullarda bize “yurtlu” denmesi ve ayrımcılık yapılmasıydı. Bize bazen anne ve babamızın mesleği bile sorulurdu. Okullarda topluca gidilen piknikler bizim için ıstırap olurdu ve sıkıntılı geçerdi çünkü oralara götürebileceğimiz bir şeyimiz yoktu. Yerli malı haftası kutlanırken yerle bir olurduk çünkü masalara yiyecekler konulur, bizleri de öğretmenlerimiz başka bir köşeye yerleştirir, “Bu çocuk da buraya otursun” derlerdi. İşte yıkıldığımız an bu andı.
Okullardaki kantinler de bizim için değişikti. İlkokulda hiç kantinden bir şey almazdık. O yüzden kantinler bana hep faklı gelmiştir. Bir de topluca bit kontrolü yapılırdı. Hasta olduğumuz, yataktan kalkamadığımız zaman inanılırdı.
Yurt hayatına adapte olabilmek için ilkokul dördüncü sınıftan itibaren yaz aylarında ve okul çıkışlarında çalıştım; kazandıklarımı ise yurttan olmayanlara yetişebilmek için harcadım. Ayaklarımın üzerinde tek başıma duracağımı 10 yaşında anladım. Artık bir adım ötesini önceden düşünmek zorundaydım. Aslında bizleri “hayatta ikinci bir şansı olmayanlar” olarak tabir edebilirim.

Devlet korumasındayken örgün eğitim sisteminin içinde kendinizi geliştirme ve potansiyelinizi keşfetme imkânı bulabildiniz mi?
Maalesef kendimi geliştirecek fırsatları bulamadım ama şunu biliyordum ki hayata tutunabilmem için mutlaka üniversiteyi kazanmam  gerekiyordu. Bunun için planlarımı yaptım. Her ne kadar uygulamada sıkıntılar çıksa da hedefime ulaşmayı başardım.
Biz yurtlarda topluca, yaklaşık 30 kişi, ilkokulu birlikte bitirdik. İçimizden sadece altı kişi ortaokula yazdırıldı. Yurtlarda ortaokula yazılabilmen için çok başarılı olman gerekiyor; derslerinin hepsinin pekiyi olması lazım. Yoksa ortaokula yazılamazsın.
Hiç unutmam bir arkadaşımın resmi çok güzeldi. Derecesi iyi olmadığından ortaokula gidemedi. Onun yerine en yakın oto boyacıya girdi ve Afyon’un bir numaralı otoboyacısı oldu.
Fen Bilgisi öğretmenim, ortaokuldayken “Üniversiteyi düşünen var mı aranızda?” diye sormuştu. Ben de parmak kaldırmıştım ve bana nedenini sorduğunda “Üniversite okumaktan başka çarem yok çünkü” demiştim.
Kendimizi geliştirmekten ziyade, daha çok “Hayata nasıl tutunabilirim” diye düşünüyorduk hep. Hayat insanı böyle böyle olgunlaştırıyor.
Devlet koruması altındayken bir an önce hayata atılmamız konusunda teşvik ediliyorduk. Bazen de istemediğimiz yönlere savruluyorduk eğitim açısından. Örneğin; sanat okuluna hiç girmeyi düşünmezken, zorla sınavlarına sokuldum ve bir süre gitmek zorunda kaldım. Afyon’daki bir hayırseverin yardımlarıyla, bir süre sonra istediğim okula girebildim. Hayatımın dönüm noktası da işte buydu.
Kendimi en çok spor alanında geliştirme imkanı buldum. Amatör düzeyde futbol, atletizm ve masa tenisinde başarılarım oldu. Zaten devlet korumasındaki bir çocuğun özgüveninin gelişebilmesi için spor çok önemliydi.

Hangi alanlarda kendinizi güçlü ve yeterli hissediyordunuz, hangilerinde zayıf kaldığınızı düşünüyordunuz? Gerekçeleriyle öğrenebilir miyiz?
İletişim ve sosyal ilişkiler kurma konusunda, öğrenme ve öğretme anlamında kendimi oldukça güçlü hissediyorum. Empati kabiliyetim de bir hayli gelişmiştir. Hal böyle olunca hep  hayatla yarış halinde oldum ve hayata tutunmak için inadına mücadele ettim. Şu anda devlet korumasında kalan ve devlet korumasından ayrılan kardeşlerimizin Konya’da kurduğu Konya Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar Derneği’nin (Konyurtayder) başkanlığını yürütüyorum.
Zayıf kaldığım konular  da mutlaka vardır ama ben daha çok sahip olduklarımın etkisini bilerek hareket ettiğimden, mücadele ruhumun ağır basmasından dolayı zayıf kaldığım konulardan çok yetersiz  ve çaresiz kaldığım konular olduğunu düşünüyorum. İnsanlara yardımcı olmaya çalışırken, benden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı yetersiz kaldığımı hissediyorum.

Yetiştirme yurdunda yaşadığınız zaman içinde bağlandığınızı hissettiğiniz, aile gibi gördüğünüz görevliler oldu mu? Hatta şu anda hala irtibatta olduğunuz kişiler var mı?
Zaten aile gibi görmediğimiz kişiler olamazdı çünkü her biriyle en az beş yıl beraber yaşadık. Biz ilgi ve sevgiye her zaman ihtiyaç duyduğumuzdan, sevgi nerdeyse biz de her seferinde ona yöneliyoruz. Yurtlarda çalışanların birçoğunu da bu şekilde görüyoruz. Şu anda irtibatta olduğum, hatta ailece görüştüğüm, beraber gülüp beraber ağladığım birçok kişi var. Her yıl bir kez mutlaka buluştuğumuz kişiler de var çünkü biz Türkiye’nin en büyük ailesiyiz.

Devlet koruması altında yetişen bir birey olarak eğitiminize devam ederken zorlukla karşılaştınız mı? Teknik zorlukların yanı sıra duygusal anlamda da zorlandığınız anlar oldu mu?
Hem teknik düzeyde hem de duygusal anlamda zorlandığım anlar çok oldu. Aslında bizleri en çok yıpratan konuların başında gelir bu soru.
Okula başlarsınız. İlk soru: “Baban ne iş yapıyor? Kendini tanıt; annen ve baban ne işle meşguller? Eviniz hangi mahallede? Kaç kardeşsiniz?” gibi bizim için cevaplanması en zor sorular çıkar karşınıza. Çocukluğumdaki bu sorular, evlenirken veya hayatımın diğer evrelerinde yine hep karşıma çıktı. Bunlarla baş edemeyenler olduğu gibi, hala bu soruların yanıtlarına karşı savaşanlar da var. Bu bizleri duygusal olarak çok yıpratıyor.
Eğitim konusunda teknik sıkıntılarımız da olurdu. İlkokulda kitaplarımız ve defterlerimiz  ödenek ve ihaleler nedeniyle en sona kalırdı. Ekstra olanlar alınmazdı. Boyama kitabı, pastel boya, sulu boya, cetvel gibi malzemeleri, yazın çalışarak biriktirdiklerimizden alırdık. Lise ise ayrı bir konu… Üniversiteye hazırlık kitaplarımızı maalesef devlet karşılamadı. Lise son sınıfta kendi harçlıklarımdan ancak bir kitap alabildim. Onunla çalışarak ilk sınavı geçtim. İkinci sınavda da maddi imkansızlıklardan dolayı, ancak ağabeyimin yardımıyla dershaneye 15 gün gidebildim. Bu gayretim sayesinde Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nü kazandım. Tabii kazanmak yetmiyor. Buraya kayıt olmak ve devam edebilmek de önemli. Cepte para yok. O yıllarda Türk Eğitim Vakfı (TEV), devlet korumasında kalan ve üniversiteyi kazan her gence karşılıksız burs imkanı vermişti. İşte ben de bu bursla üniversiteyi bitirebildim.

Deneyimleriniz doğrultusunda toplumsal gelişime katkıda bulunabileceğinizi ilk kez ne zaman anladınız ve bu doğrultuda attığınız ilk adım ne oldu?
Üniversiteyi bitirmiştim. “Artık devlet korumasında kalamazsın, kendine kalacak yer bul, devlet artık sana yardımcı olamaz” denildiğinde ve gidecek yer korkusu yaşadığımda kendime söz vermiştim: “Buradan ayrıldıktan sonra ilk işim kardeşlerime nasıl yardımcı olacağımı düşünmek olsun” demiştim. Bu süreçte yurtlarla ilgili çıkan olumsuz her haberde başımı öne eğiyor, sanki bana veya aileme zarar veriliyormuş gibi hissediyordum. Verdiğim sözü hatırlayarak artık bu önyargıyla mücadele etme vakti geldi diye düşündüm ve üye olarak ilk girdiğim sivil toplum kuruluşu olan “Konya Şefkat Kapısı Derneği”nde “Yetiştirme Yurtları Masası”nı kurduk. Bunun için 24 yaşımdan beri uğraşıyorum. Daha sonra yurtlarla ilgi bir vakıf kurmaya çalıştıysak da olmadı ama senede bir kez toplanıp hasret gideriyorduk. Şimdi de 2011 yılında kurucu başkanı olduğum ve hala başkanlığını yaptığım Konyurtayder’e destek veriyorum.

  Şu anda hangi dernek ve sivil toplum oluşumlarına destek veriyorsunuz? Bu kurumlarda somut başarılar elde ettiğinizi, dolayısıyla toplumsal dönüşüme destek olabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Konyurtayder’in başkanlığını yürütüyorum. Somut başarılar elde ettiğimizi biliyorum çünkü ilk bir yıl boyunca her ay iki seminer verdik. Bu seminerler ile kardeşlerimizi bilgilendirdik. “Yetiştirme yurdunda büyüyen çocukların sorunları nelerdir, 3413 Sayılı yasadan nasıl yararlanırız, 2828 Sayılı yasa nedir, hijyen nedir, kişisel başarı nasıl elde edilir, kendimizi nasıl tanırız, biz kimiz” gibi soruların yanıtlarını seminerlerimize konu ettik. Devlet korumasından ayrılma çağına gelmiş en az 30 kız kardeşimize yol gösterdik, onlara biraz destek ile neler yapılabileceğini gösterdik. Devlet korumasından ayrılmış kişiler ile yurttaki çocukların arasında köprü oluşturduk; çok mağdur olanlara maddi-manevi destek verdik. Devlet korumasında büyüyen çocukların yardımdan daha çok her yönden eğitim ve psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu her fırsatta herkese haykırdık. Dernek çalışmalarının sadece nakdi işlere endeksli olarak değil, başka şekilde de yürütülebileceğini gösterdik. İyi ki bir dernek altında toplanmışız. Gerçekten de biz çok büyük bir aileyiz!

Son olarak, “başarı” sizin için ne ifade ediyor? Yetiştirme yurtlarında yaşayan ve ayrılan gençler için “başarı”nın ne anlama geldiğini düşünüyorsunuz?
Başarı bana her şeyin neticeye varabileceğini ifade ediyor. Sonuca ulaşmayan hiçbir şey başarı sayılamaz. Aynı zamanda başarı, bana özgüveni, dolayısıyla mutlu olduğum her işi anımsatıyor. Benim için umut + hayal + ümit + mücadele + sabır = Başarı.

Ana Sayfa    Hakkımızda    Bağış    Biliyormuydunuz   Galeri   Şiir   sayfa bilgi   İletişim   Birlik & Beraberlik & Yaşam


Kumrular Caddesi Şehit Adem Yavuz Sokak 15/18 Kızılay/Ankara
Tel : 0312 478 0707 Cep: 0534 677 7041